Yönetmen: Nilgün Eroğlu Maktav

30’ – 2009

14 Mayıs 2009 Saat: 14:40

Edebiyat Fakültesi Edebiyat Konferans Salonu

“Çarşı” İzmir’in Kemeraltı Çarşısı’nı konu alan belgesel; kuruluşundan bugüne dek Çarşı’nın hikayesini anlatırken, bir yandan da bu hikayenin üzerinden İzmir’e ve tarihe bakıyor. Çünkü İzmir tam da Kemeraltı’nın içinde kurulmuş ve bu tarihi çarşıyla var olmuş bir dünya kentidir. Farklı dinlerden, farklı coğrafyalardan ve kültürlerden gelen insanlar yüzlerce yıl burada ticaret yapmışlar, birlikte çalışmışlar, beraber yaşamışlar ve savaşlara, çatışmalara, acılara rağmen “geçmişiyle bugün bile kenti ayrıcalıklı kılan bir kültür” oluşturmuşlardır.

Artık hamalların mesken tuttuğu metruk hanlar… Restore edilirken yeni zamanların ruhuna adapte edilmiş mekanlar… Eskimiş pasajlar, eski oteller, çoğu yıkılmış, belirsiz bir geleceği bekleyen eski konaklar… İthal malı eşyalara rağmen inatla sanatını sürdürmeye çalışan ustalar… Küresel sermayenin yeni çarşıları, markaları karşısında ayakta kalabilmek için mücadele eden eski esnaf… Daha çok varoşlara, yoksullara hitap eden ucuz ürünler… İşportanın hakimiyeti… Ve kalabalıklar… Nedir yaşlı çarşıdan bugüne kalan? Güzel zamanlarını anılarda bırakmış nostaljik mekanlardan birisi olarak mı bakacağız Kemeraltı’na? Yoksa hala başka bir hayat mümkün müdür? “Çarşı”, eğer tarihe ve hayata farklı bir yerden bakabilirsek bunun mümkün olabileceğini söyleyen bir belgesel. Walter Benjamin’in dediği gibi; “Ezilenlerin geleneği gösteriyor ki, içinde yaşadığımız “olağanüstü hal” istisna değil, kuraldır. Buna denk düşen bir tarih anlayışına ulaşmak zorundayız. O zaman açıkça göreceğiz ki gerçek olağanüstü hali yaratmak bize düşen bir görevdir.” Böyle bir bilinçle dolaştık Kemeraltı’nın “neşeli ve bir o kadar da hüzünlü” sokaklarında... Gidenlerin ve kayıp yaşantıların hüznüyle, ama çok özel bir mekanda olduğumuzu hiç unutmadan...

Yaklaşık bir yıllıkbir çekim sürecini içeriyor Kemeraltı belgeseli. Bayramlarını, canlılığını, endişelerini, sessizliğini, öfkesini, sabahını, akşamını, kalabalığını ve sessizliğini gördük Kemeraltı’nın. “Görkemli ve mütevazı camilerini, cemaatini kaybetmiş havralarını, ayakta durmaya çalışan tarihi hanlarını, unutulmuş otellerini, ıssız pasajlarını... Geleneksel esnafını, ustalarını, işportacılarını, çığırtkanlarını tanıdık... Kaybolmakta olanlar gözümüzün önündeydi... Biliyorduk, onları da yitirecektik zamanla... Ama “gelenek” bir yönüyle hala yaşamaktadır Kemeraltı’nda ve “aradığınız şeyi” uzaklarda kalmış olsa bile bulma ihtimali her zaman vardır. Metalaşmış hayatlara inat imkânsız bir eşya… Bir anı… Aykırı bir soru belki… Çarşı’yı anlamak, biraz da hayatı anlamaktır. Ve her şeye rağmen, herkesin çarşısıdır burası. Sadece eşyanın değil, insanın da standardize edildiği taklitler çağında, kusurları ve erdemleri ile hakiki bir mekandır.